m

Vali Konağı Cad. No.8 Kat.5 Bizim Apt Nişantaşı İSTANBUL

0212 296 55 81

info@veritaspsikiyatri.net

Search
Randevu ve iletişim için : 0212 296 55 81 ve 0532 507 45 45
 

Blog

İnsan ve insan davranışına ait ilginç ve güncel yazılara dolu!

SOSYAL MEDYA ÖZGÜVENİMİZİ DÜŞÜRÜYOR MU?

Dijital pazarlama ajansı We Are Social’ın 2016 tarihli raporuna göre Türkiye’nin 79 milyonluk nüfusunun 46 milyonu internete bağlanıyor ve bu internet kullanıcılarının da 42 milyonunun da aktif olarak kullandığı bir sosyal medya hesabı var. Ülkemizde Facebook %32’lik bir oranla birinci sırada yer alırken, onu %24 ile Whatsapp ve Facebook Messenger, %17 ile Twitter ve %16 ile Instagram takip ediyor.

İnternet ve Sosyal Medya Kullanıcı İstatistikleri 2016, http://www.dijitalajanslar.com/internet-ve-sosyal-medya-kullanici-istatistikleri-2016/, 29 Ocak 2016

Peki nüfusun yarısından fazlasının, üstelik %77’si her gün olmak üzere, haşır neşir olduğu bir mecra olan internet dünyası – bilhassa da sosyal medya – kendimize dair görüşlerimizi, özgüvenimizi nasıl etkiliyor olabilir?

Yeni sayılabilecek bu soru üzerine yeterince bilimsel çalışma yapılmış değil. Yine de, ruh sağlığı uzmanlarının nispeten hemfikir olduğu bazı noktalar var. Bunlardan biri de, sosyal medyadaki kimliğimizle gerçek hayattaki arasındaki fark (ve bu farkın hayatımızdaki yansımaları).

Hepimizin bir gerçek benliği, bir de ideal benliği vardır. Gerçek benlik, adı üstünde, gerçekte olduğumuz halimizdir. İdeal benliğimiz ise elimizde bir sihirli değnek olsa kendimizi dönüştürmek isteyeceğimiz versiyonumuzdur. İdeal benliğimize tamamen ulaşmamız hiçbir zaman mümkün değildir ama eğer çıtayı çok yükseğe koymamışsak ve gerekli çabayı gösterirsek, ona epeyce yaklaşabiliriz. İdeal benliğimiz ile gerçek benliğimiz arasındaki mesafe ne kadar kısaysa, özgüvenimiz ve yaşamdan aldığımı doyum da o denli yüksek olur.

İşte sosyal medyada her birimizin ideal benliğini yansıttığını, en azından bu yönde bir çaba içinde olduğunu söyleyebiliriz. Kendimizi nasıl görmek istiyorsak, başkaları bizi nasıl biri ‘sansın’ istiyorsak, paylaşımlarımızı da o doğrultuda şekillendiririz. Çirkin fotoğraflarımızı paylaşmayız çünkü ideal benliğimiz hep güzeldir, bakımlıdır. İş yaşamındaki sendelemelerimizi değil başarılarımızı paylaşırız çünkü ideal benliğimizin kariyeri hep tırmanıştadır. Sevgilimizle çıktığımız akşam yemeğinden romantik pozu paylaşmakta sakınca görmeyiz ama hemen ardından ettiğimiz kavgayı kendimize saklarız çünkü ideal benliğimizin harika bir ilişkisi vardır.

Hemen hepimiz böyle yaptığımız için, sosyal medyayı açtığımızda imrenilesi yaşamlar süren onlarca ve hatta yüzlerce arkadaşımızla karşılaşırız. Aslında gördüğümüz, onların ideal benlikleridir. Bize yansıtmayı seçtiği yanlarıdır. Sahtedir veya yalandır denemez – ama hakikatin tamamını da teşkil etmez. Evet o kişilerin hayatı sahiden de bazen o kadar güzel gidiyordur ama işte bazen de, hatta belki çok daha sık, kötü gidiyordur.

Sorun şu ki, sosyal medyada gezinip arkadaşlarımızın bu toz pembe paylaşımlarını incelerken tüm bunların gerçeği tam olarak yansıtmayabileceğini unutur ve onları kendi gerçek benliğimizle kıyaslarız. Facebook profilimde yansıttığım halim son derece mutlu, başarılı, güzel, sportif vs. olabilir ama Facebook’ta sayfayı aşağı doğru kaydıran gerçek halim kendini belki üzgün, başarısız, çirkin, hantal hissediyordur. İşte bu ruh haliyle diğer herkesin ne kadar mutlu, başarılı vs. olduğunu görmek, halihazırda beni etkisi altına almış olan olumsuz duyguları iyice pekiştirebilir, özgüvenimi aşağı çekebilir.

Hani şov dünyası mensupları hiçbir şeyin aslında dışarıdan görüldüğü gibi olmadığını, bu renkli ve eğlenceli görüntünün arkasında aslında çok sıkıntılar yaşandığını söyler ya, belki sosyal medya için de benzer bir durum geçerli. Sosyal medya kullanımının bir yan etkisi olarak değerlendirebileceğimiz bu durumdan daha az etkilenmek için ilk olarak sosyal medya kullanımınızı kısıtlamayı düşünebilirsiniz. Zira bu mecralarda ne kadar çok vakit geçirirseniz, kendinizi o kadar kaptırırsınız ve size o kadar gerçek görünmeye başlarlar. Bunu yapamıyorsanız, hiç değilse yansıtılanın ötesinde de gerçekler olduğunu, kimsenin o kadar kusursuz hayatlar sürmediğini kendinize sık sık hatırlatmakta fayda olacağı muhakkak. Son olarak, bunun özünde bir ideal benlik – gerçek benlik ayrımından doğan bir fark olduğunu düşündüğümüzde, sosyal medyanın bu etkisinin daha büyük bir sorunun uzantısı olduğu ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerek. Başka bir deyişle, belki de sosyal medyadan bağımsız olarak, gerçekçi bir benlik algınız olmayabilir – yani ideal benliğinizin çıtası çok yüksek olabilir veya gerçek benliğinizi olduğundan daha aşağı görüyor olabilirsiniz. Bunun hayatınızda sosyal medyayı da aşan daha yaygın bir sorun olduğunu hissediyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşüp durumu etraflıca değerlendirmeyi ve gerekirse yardım almayı düşünebilirsiniz.

_________________________

İnternet ve Sosyal Medya Kullanıcı İstatistikleri 2016, http://www.dijitalajanslar.com/internet-ve-sosyal-medya-kullanici-istatistikleri-2016/, 29 Ocak 2016